ÇED Yargılamalarında İhtisas Mahkemeleri Dönemi ve Taşra Yatırımları için Yasal Reform Önerisi
- 21 Mayıs 2026
- İş Dünyası
- Durum: Genel
- Dergi: 1792
Çınar Mühendislik Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mustafa Şahin ÇED Yönetmeliği ile ilgili kapsamlı bir değerlendirme yaptı.
Konuyla ilgili okurlarımızın büyük ilgisini çekeceğini tahmin ettiğimiz söz konusu değerlendirme aşağıda yer alıyor:
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A maddesi ile düzenlenen “ivedi yargılama usulü”, aralarında özellikle çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) kararlarından kaynaklanan uyuşmazlıkların hızlı ve etkin bir şekilde sonuçlandırılmasını amaçlayan son derece kritik bir düzenlemedir. Bu madde ile;
* dava açma sürelerinin kısaltılması,
* savunma ve yargılama sürelerinin sınırlandırılması,
* yargılamanın dosya üzerinden ve süratle sonuçlandırılması
gibi mekanizmalar getirilerek, yatırım süreçlerini doğrudan etkileyen idari işlemlerde belirsizliğin en aza indirilmesi hedeflenmiştir.
ÇED kararları, doğası gereği yatırım süreçlerinin en kritik aşamasını oluşturmakta; enerji, madencilik, sanayi ve altyapı projeleri başta olmak üzere birçok yatırımın hukuki sürecini ve uygulanabilirliğini doğrudan etkileyen temel bir aşamayı oluşturmaktadır. Bu nedenle, ÇED kararlarına karşı açılan davaların hızlı, öngörülebilir ve tutarlı bir şekilde sonuçlandırılması, hem kamu yararı hem de yatırım güvenliği açısından büyük önem taşımaktadır.
Ancak uygulamada, her ne kadar ivedi yargılama usulü ile süreçler hızlandırılmış olsa da, ÇED gibi çok disiplinli teknik değerlendirmeler içeren ve niteliği itibariyle bilimsel inceleme gerektiren dosyaların farklı mahkemelerde ve farklı yaklaşımlarla değerlendirilmesi, ciddi içtihat farklılıklarına yol açmıştır. Bu durum;
* aynı nitelikteki projelerde farklı yargı kararlarının ortaya çıkmasına,
* yatırım süreçlerinin öngörülemez hale gelmesine,
* proje sahipleri açısından ciddi zaman ve maliyet risklerinin oluşmasına
neden olmuştur.
Özellikle; su, toprak, gürültü ve hava gibi temel çevre bileşenlerine ilişkin değerlendirmelerin yanı sıra jeoloji, hidrojeoloji ve depremsellik analizleri ile biyoçeşitlilik çalışmaları ve kümülatif etki değerlendirmeleri gibi çok disiplinli teknik incelemeleri içeren ÇED dosyalarının, bu alanlarda yeterli uzmanlaşma bulunmaksızın değerlendirilmesi, yargı kararlarının bilimsel tutarlılığı ve öngörülebilirliği açısından önemli tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
Nitekim uygulamada, bu tür davalarda başvurulan bilirkişi incelemelerinin de farklı bilimsel yaklaşımlar ve yoruma açık değerlendirmeler içerebilmesi, aynı nitelikteki projelere ilişkin farklı sonuçlara ulaşılmasına neden olabilmekte; bu durum mahkeme kararlarını doğrudan etkileyerek içtihat farklılıklarını daha da derinleştirebilmektedir.
Bu çerçevede ortaya çıkan teknik değerlendirme farklılıkları ve bilirkişi yaklaşımlarından kaynaklanan içtihat çeşitliliği dikkate alındığında, yalnızca ivedi yargılama usulü ile sağlanan hızın tek başına yeterli olmadığı; aynı zamanda uzmanlaşmış bir yargılama yapısının tesis edilmesinin kaçınılmaz olduğu uzun yıllardır dile getirilmektedir.
İşte bu noktada, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 5 Mart 2026 tarihli 33187 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 3 Mart 2026 tarihli 346 sayılı kararı ile getirilen ihtisas mahkemesi modeli, ivedi yargılama sistemini tamamlayan kritik bir yapısal reform niteliğindedir.
Söz konusu karar ile; ivedi yargılama usulüne tabi belirli uyuşmazlıkların, ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla belirli mahkemelerde toplanması öngörülmüştür. Bu kapsamda;
* acele kamulaştırma işlemlerinden,
* Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarından,
* 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış, tahsis ve kiralama işlemlerinden,
* 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca, idari yaptırım kararları hariç olmak üzere çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlardan
kaynaklanan dava ve işlerin ihtisas mahkemelerinde görülmesi kararlaştırılmıştır.
Bu düzenleme ile birlikte, farklı alanlarda teknik ve hukuki uzmanlık gerektiren uyuşmazlıkların belirli mahkemelerde yoğunlaştırılması suretiyle, yargılamaların daha etkin ve tutarlı şekilde yürütülmesi hedeflenmiştir.
Bu noktada özellikle dikkat çekilmesi gereken husus, ÇED kararlarından kaynaklanan uyuşmazlıkların da açıkça bu kapsam içerisine alınmış olmasıdır.
Bu yeni model ile birlikte;
* Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının etkin şekilde sağlanması (Adil Yargılanma Hakkı),
* Uygulama bütünlüğü ile içtihad istikrarının tesis edilmesi, diğer bir ifade ile farklı mahkemelerdeki uygulama farklılıklarının önüne geçilerek kararlarda yeknesaklık ve hukuki öngörülebilirlik hedeflenmesi (içtihat birliği),
* Teknik inceleme süreçlerinin (keşif ve bilirkişi) daha etkin ve nitelikli şekilde yürütülmesi (uzmanlaşmış inceleme),
* Yargı sisteminde kaynak kullanımının daha etkin ve sürdürülebilir hale getirilmesi (kaynak yönetimi),
* Yargı hizmetlerinin performans ve etkinlik odaklı bir anlayışla yürütülmesi(hizmet kalitesi)
amaçları birlikte değerlendirildiğinde, özellikle ÇED kararlarından kaynaklanan uyuşmazlıkların belirli mahkemelerde toplanarak ihtisaslaşmanın sağlanmasının zorunlu ve yerinde bir tercih olduğu kurumsal olarak teyit edilmiştir.
Bu doğrultuda, Bölge İdare Mahkemesi merkezlerinin bulunduğu yerlerde ihtisaslaşmaya gidilmesi, yalnızca iş yükü yönetimine yönelik bir düzenleme olmayıp; aynı zamanda ÇED gibi niteliği itibarıyla teknik uzmanlık gerektiren uyuşmazlıkların, daha tutarlı, öngörülebilir ve bilimsel temele dayalı şekilde karara bağlanmasını sağlayacak yeni bir yargısal yaklaşımın somut yansımasıdır.
Bu çerçevede; Adana’da 1 numaralı, Ankara’da 9 numaralı, Antalya’da 1 numaralı, Bursa’da 4 numaralı, Diyarbakır’da 1 numaralı, Erzurum’da 2 numaralı, Gaziantep’te 5 numaralı, İstanbul’da 4 numaralı, İzmir’de 5 numaralı, Kayseri’de 1 numaralı, Konya’da 3 numaralı ve Samsun’da 1 numaralı idare mahkemeleri, ihtisas mahkemesi olarak görevlendirilmiştir.
Böylece, özellikle ÇED süreçlerine ilişkin yargısal denetimde uzun yıllardır karşılaşılan uygulama farklılıklarının azaltılması ve teknik uyuşmazlıkların daha uzmanlaşmış bir bakış açısıyla değerlendirilmesi yönünde yeni bir döneme girildiği açıkça görülmektedir. Bu düzenleme ile birlikte, yatırım ile hukuk arasındaki ilişkinin dengeli, öngörülebilir ve ülke menfaatlerini önceleyen bir yapıya kavuşturulması suretiyle, güven veren ve istikrarlı bir hukuk düzeninin inşası yönünde önemli bir eşik aşılmıştır.
Ancak güncel ÇED kararları verileri üzerinden yapılan istatistiksel analizler, bu idari düzenlemenin pratik etkisinin sınırlı kalma riski taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Sadece ÇED Yönetmeliği Ek-1 kapsamında 1993 yılından 18.05.2026 tarihine ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünün resmi web sayfasından alınan veriler üzerinden toplam kararlar(Ek-1 ÇED Olumlu/Olumsuz) incelendiğinde; ihtisas mahkemesi kurulan 12 bölge merkezinde toplam 3.175 karar üretilmişken, bu merkezlerin dışındaki diğer illerde bu sayının yaklaşık iki katına ulaşarak 6.032 olarak gerçekleştiği görülmektedir.
Mevcut hukuki altyapıda, HSK'nın mahkemeler arası iş bölümünü belirleme yetkisi yalnızca aynı idari yargı çevresiyle (12 bölge idare mahkemesi merkezinde) sınırlı olduğundan, bölge idare mahkemelerinin yargı çevresindeki diğer illerde (taşra) açılan yoğun ve karmaşık ÇED davaları halen ihtisaslaşmamış yerel mahkemelerde görülmeye devam etmektedir. Bu durum, HSK kararının getirdiği “uzmanlaşmış yargı” yaklaşımının, ÇED kararlarının asıl büyük çoğunluğunu barındıran taşra yatırımlarına tam anlamıyla yansımasını güçleştirmektedir.
Bu somut veriler ışığında, reformun tam anlamıyla amacına ulaşabilmesi ve ülkenin dört bir yanındaki stratejik yatırımların hukuki güvenliğe kavuşabilmesi için idari karar düzeyini aşan köklü bir kanuni düzenleme yapılması büyük önem arz etmektedir. TBMM tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun coğrafi yetkiyi düzenleyen maddelerinde yapılacak bir yasal değişiklikle; ihtisas mahkemesi bulunmayan illerdeki ÇED iptal davalarının da doğrudan bağlı bulundukları Bölge İdare Mahkemesi merkezindeki ihtisaslaşmış mahkemelere (örneğin Kırklareli veya Edirne'deki bir ÇED iptal davasının doğrudan İstanbul 4. İdare Mahkemesi'ne) yönlendirilmesi sağlanmalıdır. Yetki alanını genişletecek bu yasal reform sayesinde, Türkiye genelindeki ÇED iptal davalarının tamamı tek bir uzman havuzda toplanacak; böylece taşra yatırımlarında bölgesel uygulama farklılıkları ve teknik değerlendirme çeşitliliğine sahip bilirkişi raporları ve yerel içtihat farklılıkları tamamen ortadan kalkacaktır. Yatırım ile hukuk arasındaki ilişkiyi sürdürülebilir, küresel standartlarda öngörülebilir ve ülke menfaatlerini bütüncül olarak koruyan bir yapıya kavuşturmak; bu yetki genişletme reformu ile adalet ve yatırım dünyasına kalıcı bir değer katacaktır.
https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7463213453055488000





