COP31 Sürecinde Nükleer Enerjinin Rolü Öne Çıkıyor
- 6 Kasım 2026
- İş Dünyası
- Durum: Genel
- Dergi: 1815
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı İsmail Cingöz: “COP31, nükleer enerjinin gelecekteki rolünün uluslararası düzeyde görünür hâle gelmesi açısından önemli bir fırsat niteliğindedir”
TESPAM Başkanı Oğuzhan Akyener: “Türkiye bu süreci temiz enerji kaynaklarıyla yönetmek istiyorsa nükleer merkeze oturacaktır”
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı İsmail Cingöz, Türkiye’nin yakın tarihlerde hem ilk nükleer güç santrali Akkuyu NGS’nin birinci güç ünitesinde “Yakıt yükleme ve devreye alma” aşamasına geçmeye, hem de enerji ve iklim değişikliği adına dünyanın en önemli organizasyonlarından biri olan COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığına dikkat çekti. Cingöz, “Bu durum, Türkiye’ye nükleer enerjiyi yalnızca teorik bir enerji politikası başlığı olarak değil; arz güvenliği, düşük karbonlu elektrik üretimi, sanayileşme ve teknoloji geliştirme tecrübesi üzerinden uluslararası platformlarda tartışma imkânı sağlayabilir. COP31, Türkiye açısından nükleer enerji politikalarının küresel iklim hedefleriyle nasıl uyumlaştırılabileceğinin anlatılabileceği önemli bir diplomatik ve ekonomik görünürlük alanı olarak değerlendirilebilir” ifadelerini kullandı.
Nükleer enerjinin COP süreçlerindeki görünürlüğü artıyor
Nükleer enerjinin COP süreçlerinde son yıllarda daha görünür hâle geldiğini ifade eden Cingöz, COP28 sırasında 20’den fazla ülkenin küresel nükleer enerji kapasitesinin 2050 yılına kadar üç katına çıkarılması yönünde yayımladığı deklarasyonu hatırlattı. Cingöz, “Deklarasyonda nükleer enerjinin net sıfır emisyon hedefleri, enerji güvenliği ve düşük karbonlu elektrik üretimi bakımından oynayabileceği role dikkat çekildi. Nükleer enerji, küresel iklim diplomasisinde yalnızca enerji üretim teknolojisi olarak değil, yenilenebilir kaynakları tamamlayabilecek kesintisiz düşük karbonlu üretim seçeneği, enerji güvenliği aracı ve yeni nesil teknolojik yatırımların bir unsuru olarak daha görünür hâle geliyor” dedi.
“Atomic Days” uluslararası uzmanları Antalya’da buluşturacak
Rosatom’un COP31 kapsamında “Atomic Days” adıyla özel bir etkinlik programı gerçekleştirmeyi planladığını da hatırlatan Cingöz, bilim dünyası, iş çevreleri ve ilgili paydaşların bu programda bir araya getirilmesinin hedeflendiğini söyledi. Cingöz, “Böylece Antalya, yalnızca uluslararası iklim müzakerelerinin değil, nükleer enerjinin düşük karbonlu kalkınmadaki rolüne ilişkin uluslararası tartışmaların da önemli merkezlerinden biri hâline gelecektir” ifadelerini kullandı.
Nükleer, enerji arz güvenliğinin stratejik unsurlarından biri
Türkiye’nin artan enerji talebi ve enerji ithalatına bağımlılığının nükleer enerjiyi ülkenin enerji politikasının stratejik unsurlarından biri hâline getirdiğini belirten Cingöz, enerji arzında ithal kaynakların payının yaklaşık yüzde 57 düzeyinde olduğunu, yıllık enerji ithalat faturasının ise uluslararası fiyatlara bağlı olarak 60 ila 100 milyar dolar arasında değişebildiğini aktardı.
Cingöz, Akkuyu NGS’nin enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, cari açığın azaltılmasına katkı sağlanması, ileri teknoloji kapasitesinin geliştirilmesi ve Türkiye’nin stratejik hareket alanının genişletilmesi bakımından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Akkuyu NGS’nin 4 bin 800 megavat kurulu güç ve yaklaşık 35 milyar kilovatsaat yıllık üretim kapasitesiyle Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık onda birini karşılayabilecek bir üretim kapasitesine ulaşacağını kaydeden Cingöz, santralin doğal gaz ithalatının azaltılmasına ve düşük karbonlu, kesintisiz elektrik üretimine katkı sağlayabileceğini söyledi.
Akkuyu deneyimi yeni projelere taşınmalı
Türkiye açısından en büyük stratejik sıçramalardan birinin Akkuyu’dan edinilen deneyimin Sinop ve Trakya projelerine aktarılmasıyla gerçekleşeceğini söyleyen Cingöz, şu ifadeleri kullandı: “Akkuyu’dan edinilen işletme, mühendislik ve sanayi tecrübesinin Sinop ve Trakya projeleriyle devam ettirilmesi; küçük modüler reaktörler, yerli tedarik zinciri ve teknoloji transferi gibi başlıkların geliştirilmesi hâlinde Türkiye, nükleer enerjide yalnızca teknoloji ithal eden bir ülke olmaktan çıkarak bölgesel ölçekte bilgi, insan kaynağı ve sanayi kapasitesi oluşturan bir aktöre dönüşebilir. COP31 ve benzeri uluslararası platformlar da bu dönüşümün yatırım, finansman, teknoloji ortaklığı ve enerji diplomasisi boyutlarının geliştirilmesine katkı sağlayabilir.”
“Elektrik talebi küresel enerji talebinden daha hızlı artacak”
Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Başkanı Oğuzhan Akyener de COP31 sürecinde hem Türkiye hem de dünya için nükleer enerjinin merkeze oturmuş durumda olduğunu, bu durumun arkasında da artan elektrik talebi ile kesintisiz ve düşük karbonlu üretim ihtiyacının bulunduğunu belirtti.
Yenilenebilir enerji alanındaki eğilimlerin güçlü biçimde devam ettiğini ifade eden Akyener, depolama teknolojilerinin yüksek maliyetleri ve hızlanan elektrifikasyon sürecinin kesintisiz elektrik arzını daha önemli hâle getirdiğini söyledi.
Elektrikli araçların ve elektrikle çalışan cihazların yaygınlaşmasının elektrik sistemine yoğun bir yük getirdiğini belirten Akyener, “Genel anlamda küresel enerji talebi önümüzdeki 100 sene içerisinde 2 ila 2,5 kat civarında artarken elektrik talebi 7 kat artıyor. Bu kadar yoğun biçimde artan elektrik talebini karşılayabilmek önemli bir sorun hâline geliyor. Talep tarafını iyi yönetebilmek için günün düşük tüketimli dönemlerindeki ihtiyacı da en yüksek tüketimin gerçekleştiği, ‘peak zaman’ dediğimiz saatlerdeki ihtiyacı da karşılayabilmek çok önemli” dedi
Yenilenebilir kaynakları nükleer tamamlayacak
Rüzgâr ve güneş santrallerindeki üretimin hava koşulları ile günün saatlerine bağlı olduğunu hatırlatan Akyener, elektrik talebinin en yüksek olduğu akşam saatlerinde güneş enerjisinden yararlanılamadığına dikkat çekti. Depolama teknolojilerinin de yüksek maliyetli olduğunu ifade eden Akyener, artan enerji ihtiyacını karşılamak için fosil yakıtlar veya nükleer enerjinin devreye girdiğini söyledi.
Nükleer santrallerin baz yük santralleri olduğunu vurgulayan Akyener, “Nükleer, özellikle baz yükün karşılanması noktasında dengeleri sağlarsa en yüksek talebin oluştuğu saatlerde daha temiz olan doğal gazı ve imkân varsa hidroelektrik kaynaklarını kullanabilirsiniz. Bu çerçevede bir planlama yapmak gerekiyor. Yenilenebilir enerjinin güneş ve rüzgâr alanındaki yetersizliğini nükleer doldurmaya çalışıyor.” diye konuştu.
Akkuyu NGS Türkiye için bir milat
Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanında büyük bir dönüşüm sağladığını belirten Akyener, bu sürecin Akkuyu NGS ve yeni nükleer santrallerle pekiştirilmesi gerektiğini söyledi. Akyener, “Türkiye’de de yoğun bir elektrifikasyon süreci var. Önümüzdeki 100 sene içerisinde elektrikli araç oranı bütün konvansiyonel araçlara kıyasla yüzde 50 bandına geldiğinde elektrifikasyon sürecimiz yaklaşık yüzde 800 artmış olacak. Türkiye’nin çok daha büyük miktarda elektriğe ihtiyacı olacak. Türkiye bu süreci temiz enerji kaynaklarıyla yönetmek istiyorsa nükleer merkeze oturacak gibi gözüküyor” ifadelerini kullandı.
TESPAM’ın uzun vadeli projeksiyonlarına değinen Akyener, “Bizim öngörümüz, Türkiye’nin önümüzdeki 100 yıl içerisinde Akkuyu NGS tamamlandıktan sonra Akkuyu gibi 9 santrale daha ihtiyacı olduğu yönünde. Üstelik bunlar da yetmiyor; sistemin ilk aşamada modüler, daha sonra mikro ölçekli santrallerle pekiştirilmesi gerekiyor” diye konuştu.
Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un inşa ettiği Akkuyu NGS’yi Türkiye’nin nükleer enerji serüveni açısından bir milat olarak nitelendiren Akyener, “Türkiye bu santral ile birlikte yoğun bir tecrübe kazanıyor. Rosatom’un bu yıl COP31 kapsamında Türkiye’de düzenlemeye hazırlandığı Atomic Days de bu açıdan büyük bir önem taşıyor. Türkiye nükleer alanda yeni atılımlar yapmayı hedefliyor. Farklı teknolojileri de ülkemizde kullanabiliriz. Bu bağlamda farklı ülkelerle de görüşmeler devam ediyor. Türkiye en uygun, mümkün ve makul seçeneği tercih ederek nükleer serüvenine devam edecektir” dedi.
https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7524427333357756416





