EPC Sözleşmelerinde Kur Riski, Döviz Bazlı Fiyat Artışları ve Görünmeyen Maliyetler
- 21 Eylül 2026
- İş Dünyası
- Durum: Genel
- Dergi: 1809
Genç Mühendislik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı İlker Alkun tarafından hazırlanan ''EPC Sözleşmelerinde Kur Riski, Döviz Bazlı Fiyat Artışları ve Görünmeyen Maliyetler'' başlıklı yazıyı aşağıda sunuyoruz.
Döviz Cinsinden Sözleşme Yapmak Maliyet Riskini Ortadan Kaldırıyor mu?
GENÇ MÜHENDİSLİK A.Ş.
İLKER ALKUN Yönetim Kurulu Başkanı
Mühendislik ve taahhüt sektöründe otuz yıldır içinde bulunduğumuz projelerde, sözleşmelerin teknik şartları kadar ticari şartlarının da bir projenin kaderini belirlediğini defalarca gördük. Özellikle son yıllarda üzerinde daha fazla durmamız gereken konulardan biri de döviz cinsinden yapılan sözleşmeler.
Sektörde genel olarak şöyle bir kabul var: Sözleşme euro veya dolar üzerinden yapılmışsa yüklenici kur riskine karşı korunmuştur. Sözleşme Türk lirası olsa bile hakedişler güncel döviz kuru üzerinden hesaplanıyorsa yine yüklenicinin kurdan kaynaklanan bir kaybı olmadığı düşünülür. İşveren tarafından baktığınızda bunun anlaşılır bir tarafı var. “Ben sana zaten euro üzerinden ödeme yapıyorum.” deniliyor. Kâğıt üzerinde doğru. Fakat sahaya, satınalmaya ve gerçek maliyete indiğiniz zaman aynı sonuca ulaşamıyorsunuz.
Çünkü asıl mesele yalnızca döviz kurunun artması değil; döviz cinsinden satın aldığımız malzemenin kendi döviz fiyatının da artıyor olması. İşte çoğu sözleşmenin karşılamadığı maliyet tam olarak burada ortaya çıkıyor.
01 Dövizle Sözleşme Yapmak, Dövizle Aldığınız Malzemenin Fiyatını Sabitlemiyor
Bir proje için teklif verdiğiniz gün, yurt dışından alacağınız bir ekipmanın fiyatı 1 milyon euro olsun. Teklifinizi hazırlıyor, riskinizi hesaplıyor, kârınızı koyuyor ve sözleşmenizi imzalıyorsunuz. Fakat EPC projelerinde sözleşmeyi imzaladığınız gün bütün malzemelerin siparişini veremiyorsunuz.
Önce uygulama projeleri hazırlanıyor, teknik hesaplar tamamlanıyor, shop drawing’ler çıkıyor. Malzeme onay dosyaları müşavire ve işverene sunuluyor, revizyonlar geliyor. Bazen kapasite değişiyor, bazen marka onayı bekleniyor, bazen koordinasyon nedeniyle tekrar projeye dönülüyor. Altı ay geçiyor. Dokuz ay geçiyor. Bazen bir yıl geçiyor. Sonunda sipariş verme noktasına geldiğinizde bir yıl önce 1 milyon euro olan ekipman artık 1 milyon 200 bin euro.
Sözleşmeniz euro. Hakedişiniz euro. Ama zararınız da 200 bin euro.
Burada kur artmadı. Türk lirasının değer kaybetmesinden kaynaklanan bir zarar da yok. Zarar doğrudan malzemenin euro bazındaki fiyatının yükselmesinden kaynaklanıyor.
|
Kur riski başka bir şeydir, maliyet artışı başka bir şeydir. Döviz cinsinden sözleşme kur riskini belirli ölçüde yönetebilir. Ama maliyet artışını tek başına yönetemez. |
02 Hakedişi Güncel Kurdan Ödemek de Her Zaman Yeterli Değil
Teklif verdiğimiz tarihte 100 bin euro olan bir ekipmanı düşünelim. O gün euro 50 TL ise maliyetimiz 5 milyon TL’dir. Satınalma zamanı geldiğinde euro 60 TL’ye çıkmış, işveren de hakedişimizi sözleşmeye uygun şekilde 60 TL üzerinden güncellemiş olsun. Buraya kadar sorun yok. Fakat aynı dönemde üretici ekipmanın fiyatını 120 bin euroya çıkarmışsa ne olacak?
|
Gerçek satınalma maliyetimiz |
120.000 euro × 60 TL = 7.200.000 TL |
|
Kur güncellemesiyle karşılanan tutar |
100.000 euro × 60 TL = 6.000.000 TL |
|
Karşılanmayan fark |
1.200.000 TL |
Arada 1 milyon 200 bin TL var ve bu tutar sözleşmenin içinde yok. Çünkü kur formülü euro/TL değişimini hesaplıyor; ekipmanın 100 bin eurodan 120 bin euroya çıkmasını hesaplamıyor. Ben buna EPC sözleşmelerinin görünmeyen maliyeti diyorum.
03 Bir EPC Projesini Tek Bir Kurla Açıklayamazsınız
Büyük bir hastane, endüstriyel tesis, havalimanı veya savunma tesisinin satınalma listesinde yüzlerce farklı maliyet hareketiyle karşılaşıyorsunuz. Bakır başka hareket ediyor, çelik başka, kablo başka, elektronik komponentler başka. Trafo, jeneratör, chiller, pompa, otomasyon ve yangın sistemlerinin her birinin kendi üretim ve tedarik koşulları var. Üretici Almanya’da, pompa İtalya’da, elektronik komponent Çin’de olabilir. Bunun üzerine navlun, enerji, işçilik, finansman, sigorta, gümrük ve lojistik maliyetleri geliyor.
Şimdi bütün bunların karşısına tek bir rakam koyuyoruz: EUR/TL kuru. Sonra da “Kur farkını verdik, maliyet artışını karşıladık” diyoruz. Gerçek hayatta karşılamıyoruz. Çünkü EPC projesinin maliyeti tek değişkenli değil.
04 Asıl Gizli Maliyet: Zaman
Zaman aynı zamanda maliyettir. Teklif verdiğiniz tarihle malzemeyi sipariş ettiğiniz tarih arasında geçen her ay, sizi yeni bir fiyat riskinin içine sokuyor. Üreticilerin teklifleri çoğu zaman 30 gün, 60 gün, 90 gün geçerli. Oysa çoğu projede teknik onay, revizyon, işveren kararı veya müşavir cevabı beklediğimiz için siparişi bu süre içinde veremiyoruz.
Burada çok önemli bir ayrım yapmak lazım. Eğer yüklenici kendi hatası nedeniyle siparişini geciktirmişse, bunun maliyetini işverene yüklemek doğru değildir. Ama yüklenici submittal’ını zamanında vermiş, buna rağmen işveren veya müşavir onayı aylarca gecikmişse ve bu sürede malzemenin döviz bazındaki fiyatı %15 artmışsa aynı şeyi söyleyemeyiz. Çünkü artık gecikmenin yalnızca zamansal değil, doğrudan parasal bir sonucu vardır.
|
Gecikmenin kimin sorumluluğunda olduğu kadar, gecikmenin yarattığı fiyat artışının kimin sorumluluğunda olduğu da açıkça yazılmalı. |
05 “Ben Sana Zaten Döviz Ödüyorum” Demek Sorunu Çözmüyor
İşverenlerin yaklaşımını da tek taraflı eleştirmek doğru olmaz. İşveren doğal olarak yatırım bütçesini bilmek, her ay karşısına yeni bir fiyat farkı talebi çıkmasını istemiyor. Bunlar haklı beklentiler. Ama yükleniciden iki veya üç yıl boyunca bakır fiyatını, Avrupa’daki üreticinin enerji maliyetini, küresel navlunu veya üreticinin euro bazındaki fiyat politikasını tahmin etmesini de bekleyemeyiz.
Bu riski tamamen yükleniciye bırakırsanız yüklenici riskini teklifine koyar ve işveren belki de hiç gerçekleşmeyecek bir riskin parasını öder. Yüklenici riski teklifine koymazsa bu sefer beklenmeyen fiyat hareketinde işin ekonomik dengesi bozulur; nakit akışı aksar, claimler başlar, taraflar karşı karşıya gelir. Oysa euro da dolar da sadece fiyatın ifade edildiği para birimi. Dövizle sözleşme yapmakla fiyatı sabitlemek aynı şey değil.
Dolayısıyla konu “yükleniciyi koruyalım” meselesi değildir. Konu projeyi korumaktır.
06 Peki Çözüm Ne?
Çözüm her fiyat artışını işverene fatura etmek değil. Çözüm, daha sözleşmenin başında hangi riskin normal ticari risk, hangi riskin olağanüstü maliyet değişimi olduğunu tarif etmektir. Burada eskalasyon mekanizmaları önem kazanıyor. Ama eskalasyon “fiyatım arttı, farkını ver” şeklinde çalışmamalı. Ölçülebilir, belgelendirilebilir ve bağımsız verilere dayalı olmalı; mümkünse iki yönlü çalışmalı.
Bakır için bakırı gerçekten temsil eden bir endeks, çelik, işçilik ve enerji için ayrı veriler kullanılabilir. İthal ana ekipmanlarda üretici fiyat hareketlerinin nasıl değerlendirileceği baştan tarif edilebilir. Baz tarih, hangi orana kadar artışın yüklenicinin normal ticari riski olduğu ve bunun üzerindeki değişimin nasıl paylaşılacağı belli olmalı. Örneğin ilk %3 veya %5’lik değişimi yüklenici karşılar, üzerindeki artışlar önceden belirlenmiş bir yöntemle paylaşılır. Fiyatlar düşerse aynı sistem işveren lehine de çalışır.
|
Böyle olduğunda eskalasyon yükleniciye verilmiş bir ayrıcalık olmaktan çıkar. Adil bir risk paylaşım sistemine dönüşür. |
07 Sözleşme de Projenin Mühendisliğinin Bir Parçasıdır
Türkiye’de döviz cinsinden sözleşmeler, 32 Sayılı Karar ve ilgili düzenlemeler çerçevesinde değerlendiriliyor; döviz cinsinden maliyet içeren eser sözleşmeleri bakımından önemli istisnalar mevcut. Ancak hukuk size sözleşmeyi euro üzerinden yapma imkânı verse bile, fiyat artışının nasıl yönetileceğini sizin yazmanız gerekir. Türk Borçlar Kanunu’ndaki uyarlama hükümlerine rağmen, büyük bir EPC projesinin ticari modelini mahkemenin ileride nasıl değerlendireceği üzerine kurmanın doğru olduğunu düşünmüyorum.
Bizim sektörümüzde esas olan problemi çıktıktan sonra çözmek değil, çıkmadan önce öngörmektir. Nasıl bir sistemi tasarlarken teknik riski önceden hesaplıyorsak, sözleşmeyi hazırlarken de ekonomik riski önceden hesaplamak zorundayız. Otuz yıllık iş hayatımda şunu çok net gördüm: Sözleşmenin ekonomik modeli yanlış kurulmuşsa, teknik olarak başarılı olan bir proje ticari olarak başarısız hale gelebiliyor. Yüklenicinin zarar ettiği bir proje işveren için de iyi bir proje değildir.
08 Artık Başka Bir Soruyu Sormamız Gerekiyor
Bugüne kadar EPC sözleşmelerinde genellikle “Sözleşme hangi para birimiyle yapılacak?” sorusunu sorduk. Bence artık bu soru tek başına yeterli değil. Bundan sonra şu soruyu da sormamız gerekiyor:
|
“Bu projenin gerçek maliyeti hangi değişkenlere bağlı ve bu değişkenler sözleşme süresince değiştiğinde ne olacak?” |
İşveren ile yüklenicinin karşı karşıya değil, aynı tarafta olması gerektiğini düşünüyorum. İkisinin de hedefi projenin zamanında, doğru kalitede ve ekonomik olarak sürdürülebilir biçimde tamamlanması. Döviz kuru fiyatın para birimini koruyabilir; ancak projenin maliyetini tek başına koruyamaz. Önümüzdeki dönemde daha sağlıklı EPC sözleşmeleri yapmak istiyorsak, yalnızca kuru değil maliyeti, yalnızca bugünü değil projenin süresini, yalnızca fiyatı değil riski konuşmak zorundayız.
Çünkü iyi sözleşme, riski ortadan kaldıran sözleşme değildir.
İyi sözleşme, risk gerçekleşmeden önce onu gören ve gerçekleştiğinde tarafların ne yapacağını açıkça belirleyen sözleşmedir.
https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7507774293716619264











