Genç Mühendislik YKB İlker Alkun: "Savunma Sanayi Yatırımlarında Yerli Mühendislik Gücü Öne Çıkıyor"

  • 12 Ağustos 2026

Genç Mühendislik Yönetim Kurulu Başkanı İlker Alkun, Türkiye’nin savunma sanayisindeki teknolojik bağımsızlığının yalnızca geliştirilen ürünlerle değil, bu ürünlerin üretileceği tesislerin de yerli mühendislik gücüyle hayata geçirilmesiyle mümkün olabileceğine dikkat çekti.

 

Türkiye’nin savunma sanayisindeki yükselişi

Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayisinde gerçekleştirdiği yatırımlar ve geliştirdiği millî kabiliyetlerle dünyada yakından takip edilen ülkeler arasında yer aldığı belirtiliyor. Kara, hava ve deniz platformlarının yanı sıra insansız sistemler, elektronik harp, haberleşme, mühimmat, radar ve füze teknolojilerindeki gelişmeler, ülkenin teknoloji üretme kapasitesini ortaya koyuyor.

Bu kapsamda, savunma sanayisinde geliştirilen ürünlerin arkasındaki kritik mühendislik ve teknik altyapının da stratejik önem taşıdığı ifade ediliyor. Fabrikalar, üretim hatları, test merkezleri, hangarlar, mühimmat tesisleri, bakım-onarım merkezleri, laboratuvarlar, veri merkezleri ve enerji sistemleri, savunma sanayisi yatırımlarının temel unsurları arasında bulunuyor.

Genç Mühendislik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı İlker Alkun, konuya ilişkin değerlendirmesinde, bir savunma sanayisi ürününü yerli imkânlarla tasarlayıp üretmenin yanı sıra, söz konusu ürünün üretileceği tesisin mühendislik ve yapım süreçlerinin de millî kabiliyetlerle yönetilmesinin önemine işaret etti.

Alkun, teknolojik bağımsızlığın yalnızca nihai ürünün yerlilik oranıyla ölçülemeyeceğini belirterek; yatırımın yer seçimi ve fizibilitesinden zemin etütlerine, projelendirmeden inşaat ve altyapıya, elektromekanik sistemlerden proses entegrasyonuna, test ve devreye almaya kadar bütün aşamaların bu bağımsızlığın parçası olduğunu vurguladı.

Kritik tesislerde bütünleşik mühendislik yaklaşımı

Savunma sanayisine yönelik üretim tesislerinin standart yapılardan farklı teknik gereksinimlere sahip olduğu belirtilirken, bu tesislerde zemin, taşıyıcı sistem, üretim hatları, lojistik alanlar, güvenlik bölgeleri, altyapı ve patlama etkilerine karşı alınacak önlemlerin tasarım aşamasından itibaren birlikte ele alınması gerektiği ifade ediliyor.

Üretim süreçlerinin gerektirdiği sıcaklık, nem, hava kalitesi, titreşim, statik elektrik ve basınç gibi kriterlerin de tesis tasarımını doğrudan etkilediğine dikkat çekiliyor. Elektrik, mekanik, otomasyon, yangın güvenliği, haberleşme ve tesis güvenliği sistemlerinin ise birbirinden bağımsız değil, ortak bir işletme senaryosu doğrultusunda çalışması gerekiyor.

Bu sistemlerden herhangi birinde yaşanabilecek tasarım veya entegrasyon hatasının yalnızca üretim kaybına değil; insan hayatı, tesis güvenliği, kritik bilgiler ve stratejik üretim kapasitesi açısından da önemli risklere yol açabileceği belirtiliyor.

“Yerli mühendislik teknik egemenliğin sahadaki karşılığı”

Savunma sanayisinde teknik bağımsızlığın, kriz dönemlerinde üretimin sürdürülebilmesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Alkun, dışarıdan temin edilen kritik sistemlerde bakım, yedek parça, yazılım ve teknik destek bağımlılığının üretim tesislerinin sürekliliğini riske atabileceğine dikkat çekti.

Alkun’a göre yerli mühendislik yalnızca yatırımın ilk kurulum aşamasında maliyet avantajı sağlayan bir tercih değil; sistemi tanıma, geliştirme, gerektiğinde değiştirme ve arızalara hızlı müdahale edebilme kabiliyetini de kapsıyor. Kritik tesislerde kullanılan sistemlerin tasarım mantığı, yazılım altyapısı, otomasyon senaryoları ve bakım gereksinimlerine ilişkin teknik bilginin ülke içinde bulunması, uzun vadeli stratejik kapasite açısından önem taşıyor.

EPC yaklaşımı kritik önem taşıyor

Savunma sanayisi yatırımlarında projelerin çok sayıda disiplin ve yüklenici arasında parçalı şekilde yürütülmesinin sorumluluk boşluklarına, zaman kayıplarına, maliyet artışlarına ve sistemler arasında uyumsuzluklara neden olabileceği ifade ediliyor.

Bu nedenle fizibilite ve mühendislik çalışmalarından inşaat, çelik, mimari uygulamalar, saha altyapısı ve elektromekanik sistemlere; proses entegrasyonundan tedarik, kalite kontrol, test ve devreye almaya kadar tüm süreçlerin bütünleşik bir mühendislik anlayışıyla yönetilmesi gerektiği belirtiliyor.

Gerçek anlamda EPC yaklaşımının yalnızca belirli imalatların veya montaj işlerinin üstlenilmesinden ibaret olmadığı; yatırım ihtiyacının belirlenmesinden tesisin güvenli biçimde işletmeye teslimine kadar tüm süreçleri kapsayan bütünleşik bir sorumluluk modeli olduğu vurgulanıyor.

Test ve devreye alma süreci belirleyici

Kritik tesislerde fiziksel imalatların tamamlanmasının tek başına işletmeye hazır olunduğu anlamına gelmediğine dikkat çekilirken, test ve devreye alma aşamasının sistemlerin gerçek işletme ve acil durum koşullarında doğrulanması açısından kritik olduğu belirtiliyor.

Enerji kesintilerinde yedek kaynakların devreye girmesi, yangın alarmı sırasında havalandırma ve duman kontrol sistemlerinin çalışması, yangın pompalarının gerekli performansı göstermesi ve otomasyon sistemlerinin senaryoları doğru şekilde yönetmesi gibi süreçlerin sahada test edilmesi, ölçülmesi ve kayıt altına alınması gerektiği ifade ediliyor.

Yerli mühendislik ihracat potansiyeli taşıyor

Türkiye’nin savunma sanayisindeki gelişiminin yalnızca ürün ihracatıyla sınırlı kalmayarak mühendislik ve tesis kurma kabiliyetlerinin ihracatına da dönüşebileceği belirtiliyor.

Dost ve müttefik ülkelerde savunma yatırımları kapsamında üretim tesislerinin kurulması, teknoloji aktarımı, bakım merkezlerinin oluşturulması ve yerel insan kaynağının yetiştirilmesine yönelik ihtiyaçların arttığı ifade ediliyor.

Türkiye’nin güçlü müteahhitlik geçmişi ile savunma sanayisinde geliştirdiği teknoloji ve üretim kabiliyetinin bir araya getirilmesinin, kritik tesislerin anahtar teslim kurulumu açısından önemli bir fırsat oluşturabileceği değerlendiriliyor. Mühendislik, tedarik, inşaat, elektromekanik sistemler, test ve devreye alma süreçlerini birlikte yönetebilen Türk EPC firmalarının, savunma sanayisi ihracatının stratejik unsurlarından biri olabileceği belirtiliyor.

Genç Mühendislik’ten entegre proje yönetimi vurgusu

Genç Mühendislik’in yaklaşık 30 yıllık proje deneyimine dikkat çeken Alkun, kritik yapılarda başarının yalnızca imalat miktarı veya fiziksel tamamlanma oranıyla ölçülemeyeceğini ifade etti.

Alkun, yatırımın fizibilite aşamasından başlayarak zemin ve temel işleri, inşaat, çelik, mimari, altyapı, elektromekanik sistemler, proses entegrasyonu, tedarik, test ve devreye alma dahil olmak üzere işletmeye güvenli teslimine kadar bütün sürecin tek bir mühendislik yaklaşımıyla yönetilmesi gerektiğini belirtti.

Genç Mühendislik’in yaklaşımının yalnızca belirli sistemlerin yüklenicisi olmak değil, yatırımın tamamını teknik ve idari sorumluluğu altında yönetebilen bir EPC proje ortağı olmak olduğu kaydedildi.

Önümüzdeki dönemde kritik yatırımların artması bekleniyor

Türkiye’de önümüzdeki dönemde yeni savunma sanayisi üretim tesisleri, test merkezleri, bakım altyapıları, hangarlar, veri merkezleri ve enerji yapılarının gündeme gelmesi beklenirken; bu yatırımlarda güvenlik, sürdürülebilirlik, bakım kabiliyeti, enerji sürekliliği, teknik bilgi güvenliği ve kriz dönemlerindeki işletme şartlarının birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığı vurgulanıyor.

Alkun, Türkiye’nin savunma sanayisindeki başarısının kalıcı hâle gelmesinin yalnızca ürünlerde değil, bu ürünleri her koşulda üretebilecek bağımsız, güvenli ve sürdürülebilir mühendislik altyapısının güçlendirilmesine bağlı olduğunu ifade etti.

 

 

 

 

https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7493203905405685760

 

BENZER HABERLER