Müteahhitlerimiz, Kaynakları Kısıtlı Suriye’den Kısa ve Orta Vadede Ne Beklemeli?

  • 10 Temmuz 2026

Eski Bağdat Ticaret Müşavirimiz, PineZone Danışmanlık Kurucusu Hasan Kocasoy tarafından Yatırımlar Dergisi  okurları için hazırlanan "Müteahhitlerimiz, Kaynakları Kısıtlı Suriye’den Kısa ve Orta Vadede Ne Beklemeli?" başlıklı yazının tamamına aşağıda yer veriyoruz.

 

"Esad Rejimi’nin sona ermesinden bu yana yaklaşık 1,5 yıl geçti. Türkiye ve kademeli olarak uluslararası toplumun desteğini alan yeni yönetim, bu süre zarfında PKK/YPG bölgelerini büyük ölçüde kontrol altına aldı ve bu bölgelerle Merkezi Hükümetin entegrasyonu Suriye'de güvenlik durumunu çok daha iyi bir noktaya getirdi. Sahil bölgesindeki güvenlik sorunlarını da büyük ölçüde çözen hükümet için en önemli sorun artık güneybatısındaki ayrılıkçı Süveyda yönetimi ve İsrail tehdidi. Ülkenin kalan kısmında yeniden inşa süreci temkinli adımlarla çoktan başladı. Ancak Suriye Hükümetinin, uluslararası kuruluşlar tarafından hesaplanan 250 ila 400 milyar Dolar arasında değişen yeniden inşa faturasını ödeyecek ne bütçesi ne de benzer süreçler geçiren Irak gibi geniş doğal kaynakları mevcut. Beklenen yabancı sermaye girişi veya dış borç şeklide uluslararası finansman da henüz Suriye sınırlarına yaklaşmadı. Oysa başkentteki oteller yabancı iş insanlarıyla dolu, fuarlarda yer bulunamıyor, Türk iş insanları da Halep’ten Şam’a kadar her yerde. Peki bu ilginin sebebi ne?

Suriye’nin orta vadede ciddi yabancı yatırım alacağına dair belki de fazla iyimser bir beklenti havası var.

Önce ABD, sonra AB, Esad Rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’ye yönelik ekonomik ve ticari yaptırımları teker teker kaldırdı. Bunlardan belki de en önemlisi, Esad döneminde Suriye'yi ekonomik olarak izole eden en sert yaptırım paketlerinden biri olan ABD’nin Sezar Suriye Sivil Koruma Yasasıydı. Bankalar, medya kuruluşları ve ülke ekonomisi için kritik öneme sahip sektörlerde faaliyet gösteren çok sayıda şirket de yaptırım listelerinden çıkarıldı. Ambargoların kalkmasıyla birlikte Körfez ülkeleri ve uluslararası yatırımcıların Suriye altyapısını ayağa kaldırmak için finansal destek sağlamasının önü açıldı.

ABD’nin ve Fransa gibi belirli AB ülkelerinin Suriye’ye ekonomik ilgisinin de arttığı görülüyor. Her ne kadar ABD politikası, Suriye’nin ihyasında Körfez sermayesini öne çıkarmak yönünde olsa da ülke siyasetinde belirleyici bir rol oynayan ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD’li şirketlerin Suriye pazarına girişini teşvik ediyor. ABD’nin Şam Büyükelçiliği, yaptırımların kaldırılmasının hemen ardından ABD’li yatırımcılar için Suriye Yatırım Rehberi’ni yayımladı. Rehberde devrimden sonraki bir yıl içerisinde Şam’da 18.000 şirket tescilinin yapıldığı ve 1,5 milyondan fazla Suriyelinin ülkesine geri döndüğü vurgulandı.

ABD ve AB’nin yanı sıra Çin’in de Suriye’ye ilgisinin arttığı görülüyor. Esad Rejimine verdikleri siyasi ve ekonomik destek nedeniyle tereddütler olsa da yeni yönetimin Çin ile ilişkilerde oldukça yapıcı olduğu görüldü. Bugün Şam’da neredeyse her otelde Çinli iş insanlarını görmek mümkün. Türk şirketlerinin de Suriye’den beklentisi büyük. Halep’ten Şam’a kadar Türk iş insanına rastlamamak imkânsız!

Tom Barrack’ın demeçlerine ve dış basında Suriye ile yazılıp çizilenlere bakınca Suriye’nin çok kısa sürede toparlanacağı, milyarlarca Dolar yatırım alacağı, Orta Doğu’nun enerji dağıtım üssü ve lojistik merkezi haline geleceği düşünülüyor. Ancak, bölgeyi iyi bilen uzmanlar, bu retoriği fazla iyimser buluyor ve bu coğrafyada uzun vadeli plan yapmanın kolay olmadığı konusunda iş çevrelerini ikaz ediyor.

Zira göreceli olarak güvenlik koşullarında iyileşme olsa da düğmeye basıldığında DEAŞ hücrelerinin veya eski rejim kalıntılarının herhangi bir bölgede eylem yapma olasılığı hala mevcut. Makron’un Şam ziyaretinde birileri minik bir uyarıda bulundu bile. Trump’ın Suriye’yi Lübnan Hizbullah’ı ile karşı karşıya getirme planı öngörülmeyen sonuçlar doğurabilir. YPG’nin Merkezi Hükümetle yaşayacağı olası bir sorunda ülkenin kuzeydoğusunda yeni bir hareketlenme görülebilir. Suveyda’daki Dürzi’leri hizaya getirmek amaçlı bir askeri girişime İsrail müdahil olabilir. Yeni yönetim kendi içerisinde çözülebilir. Veya Ahmet Şara’nın Şam’a yürüyüşünde ya da YPG sorununun birden gündemden düşmesinde olduğu gibi Suriye’de korkulan değil, beklenmeyen güzel gelişmeler olmaya devam edebilir. Türkiye’nin ve uluslararası kamuoyunun desteği korkulanın başa gelmemeye devam etmesini sağlayabilir. Yine de Suriye’de atılacak her adımda itidalli olmakta, her daim yedek bir veya birkaç plan daha yapmakta fayda var!

Hürmüz Krizi sonrası Suriye beklenmedik şekilde Orta Doğu’nun bağlantısallık hamlelerinin merkezine yerleşti.

Daha iki yıl önce hava sahasından dahi geçilmeyen Suriye, bir anda bölgesel lojistik projelerin merkezi haline geldi. Hürmüz Boğazı’nın ticari gemilere kapatılmasının ardından Suudi Arabistan, Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na ulaşan alternatif boru hattını kullanarak küresel petrol arzındaki daralmayı hafifletebildi. Ancak, Hürmüz’deki İran tehdidi kadar, Kızıldeniz girişinde Babül Mendeb’te Husilerin tehditlerini de ciddiye aldığından Avrupa ile ticaretinde Suriye üzerinden alternatif bir koridor üzerinde hızla çalışmaya başladı. Ülkemizde Modern Hicaz Demiryolu olarak adlandırılan ve İstanbul’la Hicaz’ı bağlayan tarihi demiryolunun canlandırılması olarak bilinen proje, esasen Suudi Arabistan’dan da Umman’a uzayacak. İlk aşamada Suudi Arabistan, Türkiye, Ürdün ve Suriye’yi kapsayacak projenin, ikinci aşamada Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman ve hatta Yemen’i de içine alacak şekilde genişletilmesi hedefleniyor.

Lojistik koridorların ilerde enerji koridoruna dönüşme ihtimali de yüksek görülüyor. Yıllar önce gündeme gelen, ancak bölgedeki çatışma ortamı nedeniyle sadece fikir olarak kalan Katar doğalgazının Suriye’ye uzanan bir boru hattı ile Avrupa’ya taşınması projesi, şartlar hala olgunlaşmasa da daha ciddi düzeyde konuşulmaya başlandı. Suudi petrolünün de Suriye limanlarına taşınması konuşuluyor. Ancak en gerçekçi ve uygulanabilir olanı Irak petrolünün Suriye limanlarına taşınması düşüncesi. 

Hürmüz krizinden en fazla etkilenen ülke olan Irak da Suriye’yi yeniden keşfetti. Günlük yaklaşık 3,4 milyon varillik ihracatının neredeyse tamamını Basra Körfezi’nden yükleyen ve Kerkük-Ceyhan Boru Hattını yenilemeyen Irak, Körfez kapanınca günlük 250-300 milyon Dolar kayıp yaşamaya başladı. Bir taraftan Kerkük-Ceyhan Boru Hattını tekrar devreye almaya çalışırken, bir taraftan da Suriye’nin Baniyas Limanı’na tankerlerle ham petrol taşımaya koyuldu. Eski rejime açık destek verdiği için yeni Suriye yönetimine temkinli yaklaşan Irak Hükümeti, Baniyas’taki işbirliğinden memnun ki eski Kerkük-Baniyas petrol boru hattını yeniden inşa etmek kolları sıvadı. ABD’li Capital TI, Chevron ve Katarlı UCC Holding’ten oluşan konsorsiyumla yapılan ön anlaşmaya göre Basra-Haditha arasında yapılmakta olan boru hattının Kerkük-Ceyhan Boru Hattına uzatılmasının yanı sıra Suriye’nin Baniyas Limanı’na ulaşacak yeni bir hattın inşası da planlanıyor.

Bu dönemde Suriye’nin TIR Konvansiyonu kapsamında topraklarını 15 yıl sonra tekrar transit ticarete açması da bölgeye nefes aldırdı. Suriye üzerinden Suudi Arabistan, Ürdün ve Irak’a yönelik transit taşımacılık, Körfez ile Avrupa’yı birbirine bağlarken, Türk ihraç ürünlerinin navlun maliyetini düşürerek bölgedeki rekabet gücünü de artıracak.

Büyük yatırım açıklamaları yapılıyor, ancak sahadaki ilerleme oldukça yavaş!

Çöken haberleşme ağlarının yenilenmesi amacıyla ABD'li teknoloji firmaları, yerel operatörlerle fiber optik altyapı ve mobil ağ modernizasyonu projelerine başladı. Finansal altyapıyı modernize etmek amacıyla küresel ödeme devi Visa ile bir anlaşma yapıldı. Treyfi, Zeyzun, Deyrizor ve Mıharde bölgelerinde toplam 4.000 MW kurulu güce sahip doğal gaz çevrim santralleri, ayrıca Vidyan el-Rabii bölgesinde 1.000 MW’lık güneş enerjisi santrali inşa etmek üzere ülkemizden Kalyon ve Cengiz Holding’in, Katar’dan UCC Holding’in ve patronu aslen Suriyeli Al-Khayyat ailesi olan Katar merkezli Power International’ın dahil olduğu konsorsiyumla 7 milyar Dolarlık yatırım anlaşması imzalandı. Kalyon, Cengiz, TAV, UCC ve ABD’li Assets Investment konsorsiyumu ise Şam Uluslararası Havalimanı’nın yenilenmesi, yolcu kapasitesinin yıllık 31 milyona çıkarılması ve işletilmesi işi için 4 milyar Dolarlık sözleşme yaptı.  

ABD'nin yaptırımları kaldırmasının ardından, Chevron da Suriye’ye girdi. Qatar Power, International Holding ve Syrian Petroleum Company ile ortak olarak Suriye'nin ilk açık deniz petrol ve doğalgaz sahalarının geliştirilmesine yönelik anlaşma imzalandı. Arama faaliyetlerine TotalEnergies de eklenecek. Bir başka ABD’li şirket ConocoPhillips, mevcut doğalgaz sahalarının yeniden üretime alınması konusunda Suriye Hükümeti ile müzakere sürecinde.

Körfez ilgisi Katarla sınırlı kalmadı. MAG gibi Dubai merkezli konut geliştiricileri milyar Dolarlara varan projeler açıkladı. Bir başka Dubai merkezli şirket olan DP World, Tartus Limanı'nın modernizasyonu için 800 milyon Dolarlık yatırım kararı alarak Suriye’ye yatırım yapan ilk büyük küresel lojistik şirketi oldu. Suriye Hükümeti, Fransız CMA CGM ile bir başka önemli imtiyaz anlaşması imzaladı; bu anlaşmaya göre şirket, Lazkiye Limanı’ndaki konteyner terminalini 30 yıl süreyle işletmek ve büyütmek için 270 milyon Dolar yatırım yapacak.  

Suudi Arabistan, 6,4 milyar Dolarlık yatırım taahhüdünde bulundu. Classera gibi büyük Telekom şirketleri ve STC-Saudi Telecom Company gibi telekom operatörlerinin Suriye operasyonları için yaklaşık 1,07 milyar Dolar ayrıldı. Altyapı ve üstyapı projelerine 2,93 milyar Dolar tahsis edildi. Suudi sermayesi ile 3 yeni çimento fabrikası inşa edilmesi, konut ve ticari alanlar yapılması, ACWA Power ve Suudi Su İletim Şirketi (SWTC) tarafından deniz suyu arıtma tesisi inşa edilmesi planlanıyor. Bir diğer yatırım alanı ise turizm ve otelcilik ile sağlık sektörü. 6,4 milyar Dolarlık taahhüdün dışında Suudi şirketler, Halep Uluslararası Havalimanı'nın modernizasyonu ve Flynas Syria isimli ortak bir havayolu şirketi kurulması konusunda da sözleşmeler imzaladı.

2025 yılı sonu itibariyle 28 milyar Dolarlık yatırım taahhüdü kayda alındı. 2026’da da bu trend devam ediyor. Ancak şimdiye kadar bu rakamın çok azı harcandı. Şam Havalimanı gibi göze görünen projeler dışında çok azında mobilize olundu. Üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Halep Havalimanı Projesi başlayamadı. Birçok projede de durum aynı. Zira ülkede, geçiş süreci devam ediyor. Güvenlik ve siyaset konuları kadar ekonomi gündemi de karışık. Ülkenin yeniden inşa sürecinin ve taahhüt edilen yatırımların başlayabilmesi için Baas Rejiminden kalan yarı sosyalist yarı Arap milliyetçiliği zihniyetinin hakim olduğu mevzuatın liberalleştirilmesi gerekiyor.

Suriye yatırım mevzuatında 2025 yılında gerçekleştirilen en radikal değişiklik, 18/2021 sayılı Yatırım Kanunu’nu güncelleyen 114 sayılı Kararname’nin yürürlüğe girmesi oldu. Rejiminin devrilmesinden hemen önceki geçiş döneminde yayımlanan ve yeni yönetim süreçlerinde de uygulanan bu düzenleme, yabancı sermayeyi ülkeye çekmek için geniş haklar tanımış, ancak kurumsal işleyişte ciddi bir merkezileşme getirmişti. Yeni düzenlemeyle, yabancı yatırımcıların Suriye'deki şirket ve projelerde %100 oranında tam mülkiyet hakkı elde etmesi yasal güvenceye kavuştu. Sektöre ve yatırımın yapılacağı bölgeye bağlı olarak 3 ila 7 yıl arasında değişen sürelerle gümrük vergisi ve kurumlar vergisi muafiyetleri getirildi. Yabancı çalışanların maaşlarını kendi ülkelerine transfer etme kısıtlamaları kaldırıldı, devletle yaşanacak uyuşmazlıklarda uluslararası tahkime gitme hakkı tanındı. Suriye Yatırım Otoritesi (SIA) yetkileri artırılarak doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı Yüksek Yatırım Konseyi’ne entegre edildi ve Tek Durak Ofis uygulamasına geçildi.

Ancak, meclis henüz çalışmaya başlamadı ve değiştirilmesi için sıraya koyulan 600’den fazla mevzuat arasında ekonomi, yatırım ve ticaretle ilgili çok sayıda düzenleme buluyor. Mülkiyet haklarının düzenlenmesi, kamulaştırma koruması getirilmesi, Valiliklerin yeniden inşa sürecinde söz sahibi olabilmeleri gibi pek çok konunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bir başka ifadeyle iş yapılabilmesi ve ülkenin yatırıma elverişli hale gelebilmesi için öncelikle mevzuat altyapısının iyileştirilmesine ihtiyaç duyuluyor.

Mevzuat düzenlemesini yapacak, bunu doğru bir şekilde uygulayacak kadroların da yeterli olmadığı gözlemleniyor. Ülkeye girişteki pasaport memurlarından, Suriye Yatırım Otoritesi yetkililerine kadar bu durum hissedilebiliyor. Eski Rejimin üst düzey bürokratlarının tasfiyesi sonucunda, kurumsal hafıza da büyük ölçüde silindi. Mustafa Kemal Atatürk’ün savaş daha kazanılmadan İzmir İktisat Kongresi’ni toplaması örneğinde olduğu gibi bir vizyon da yeni Suriye yönetiminde bulunmuyor. Türkiye başta olmak üzere dostlarının bu alanlarda da desteği gerekiyor.

Öte yandan, bankacılık ve finans sektörünün zayıf yapısı de yatırım koşullarını zorlaştırıyor. Her ne kadar ülkede Albaraka ve QNB gibi bilinen bankalar faaliyet gösteriyor olsa da henüz yurtdışına para transferi sorunu dahi çözülememiş durumda. Ziraat Bankası gibi Türk bankalarının Şam’da şube açmak istediği konuluyor, fakat yabancı bankaların Suriye’de faaliyet gösterebilmesi için gerekli asgari sermaye tutarı ve ortak zorunluluğu yeni aktörlerin ülkeye girişini engelliyor. Bu alanda da ciddi mevzuat değişikliklerine ihtiyaç duyuluyor.  

Kısa ve orta vadede müteahhitlerimiz için Suriye pazarındaki fırsatlar neler?

Öncelikle iş insanlarımızın Suriye’ye bakış açısının değişmesine ihtiyaç var sanki. 14-15 yıl boyunca kendi ekonomimizin sarsılması pahasına ev sahipliği yaptığımız milyonlarca Suriyeliyi himaye etmenin karşılığı olarak ülkedeki tüm projelerin Türk şirketlerine verilmesi veya Türk şirketlerinin ihraç ettiği ürünlere ayrıcalık sağlanıp gümrük vergisi alınmaması gerektiği konusunda herkes kendinden emin. Hatta Suriye’nin Türkiye’nin bir parçası haline geldiğini, Misak-ı Milli’de yer alan Halep’in ötesinin bile artık kontrolümüzde olduğunu düşünenler ve ülkeye bu özgüvenle iş yapmaya gelenler var. Ancak bu üstenci bakış açısı, yeni yönetimin ve halkın Türkiye’ye olan sempatisinin orta ve uzun vadede azalmasına yol açabilir.

Elbette Suriye halkı ve yeni hükümeti, Türkiye’ye minnettar, ancak öncelikleri Türkiye’nin Suriye’deki çıkarları değil, ülkelerinin yeniden ayağa kaldırılması. Bu zorlu süreçte, ne Körfez ülkeleri gibi yurtdışında milyar Dolarlara ne de benzer süreçler yaşayan komşu Irak gibi sınırsız gibi görünen petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olmadıklarından yabancı sermaye çekmeye çalışıyorlar. Türkiye ve Suudi şirketlere her devlet kademesinde öncelik veriliyor. Ancak, ülkemizde sermaye birikimi yeterli olmadığından, potansiyele rağmen, Suriye’deki bir numaralı yatırımcı olamayacağımız kesin. Bu minvalde, Suriye’deki en büyük ekonomik kazancımız kısa ve orta vadede muhtemelen dış ticaret ve müteahhitlik pazarından alacağımız pay olacak.

Kamu kaynakları çok kısıtlı olduğundan kısa vadede kamunun yatırım projeleri konusunda çok fazla ilerleme olmayacağı görülüyor. Bununla birlikte, Hükümetin uluslararası finans kuruluşlarından ve yabancı ülkelerden orta vadede sağlayacağı kaynaklar, bu alanda Türk müteahhitlik şirketleri için önemli bir fırsat haline gelecek. Bu projeler de Şam Metrosu gibi iddialı mega projeler değil, genellikle yol, köprü, kanalizasyon, içme suyu, su arıtma gibi temel projeler olacak.

Halihazırda en hareketli alan konut sektörü. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'na (UNDP) göre, Suriye’de yaklaşık 328 bin konut tamamen yıkıldı. Ağır hasar görenlerle birlikte bu sayı 1,3 milyona ulaşıyor ve 5,7 milyon Suriyelinin konut ihtiyacı bulunuyor. Bu rakamın büyük bölümünün konut almak için bütçesi yok, fakat konut almak için sırada bekleyenlerin sayısı hiç de az değil. Yurtdışına kaçan Suriyeliler için sığınmacı statüsünün batı ülkelerinde birer birer kaldırılmasıyla geri dönüşlerin hızlanması, zaten yüksek olan konut talebini patlattı. Ancak mevcut şantiyelerin çoğunun küçük ve orta ölçekli yerel şirketlere ait olduğu gözlemleniyor. Bunların çoğunun inşaatı %10’a ulaşmadan satılabiliyor. Bu itibarla, marka GYO şirketlerimizin ve orta sınıfa hitap edecek yap-sat projesi yatırımcılarının Suriye’de büyük bir potansiyeli bulunuyor. Belki Suriye Hükümetiyle, TOKİ benzeri bir yapının kurulması ve Türk şirketlerinin bu sistem içerisinde çalışması noktasına da gelinebilir.

Suudi ve Birleşik Arap Emirlikleri şirketlerinin sosyal medyada videoları dolaşan lüks konut ve ticari alan projelerinde henüz ciddi bir hareketlenme yok. En ciddi yatırımcılar, ilk etapta 2.000, 8 yıl içinde de 20.000 konut inşa etmeyi planlayan Suudi Abyat Investment & Real Estate Development, 500 milyon Dolar yatırımla Eighth Gate isimli kompleksi inşa etmeyi planlayan Dubai merkezli Emaar ve Yaafour 963 projesinin sahibi Dubai merkezli MAG Group. Bunların da ortak noktası şirket hissedarlarının veya sahiplerinin Suriye kökenli olması. Bu büyük geliştiricilerin Suriye’ye nispeten uzak kalması ve yapım tarafında Türk müteahhitlik şirketlerinin daha hızlı olması nedeniyle söz konusu yatırımcılarla muhtelif iş modelleri geliştirilebilir.

Körfez sermayesi ve yatırımcıları ile işbirliği yapılabilecek tek alan elbette konut sektörü değil. Şam Havalimanı veya enerji projelerinde hayata geçirilen ortaklık modelleri, rafineri, elektrik santrali, liman, hastane, boru hattı, demiryolu gibi projelerde de uygulanabilir. Örneğin, Modern Hicaz Demiryolu olarak adlandırılan projenin Suriye ile Ürdün arasındaki yaklaşık 400 kilometrelik eksik bölümünün yapım işi, Irak’tan Baniyas’a uzatılacak boru hattı, doğudaki petrol sahalarının geliştirilmesi, Türkiye’den Halep'e kadar olan demiryolunun tahrip edilen yaklaşık 100-110 kilometresinin rehabilitasyonu, Suudilerin aldığı ama başlayamadığı Halep Havalimanı işbirliği kapsamına girebilir.

Şirketlerimiz bakımından turizm sektörü bir başka potansiyel olabilir. Şam’da ve Halep’te mevcut konaklama tesislerinin talebi yeterince karşılayamadığı görülüyor. Ayrıca Lazkiye ve Tartus’un altyapısı bölgenin yabancı turistlere açılması için yeterli değil. Bu bakımdan otel inşaatının yanı sıra bu alanların işletilmesinde de tecrübeli Türk şirketlerinin önünde çok sayıda fırsat bulunuyor.

Şam Büyükelçimiz Sayın Nuh Yılmaz’ın 9 Haziran tarihli Kent Ekonomileri Zirvesi’nde yaptığı konuşmada vurguladığı üzere, Gaziantep’le Halep’in iç içe geçen üretim ve ticaret gücü yeniden canlandırılabilir. Halep, Lazkiye ve Tartus’ta serbest bölgeler kurularak ihtiyaç duyulan koruma ve ekosistem oluşturulursa Türk şirketlerinin sanayi yatırımları hızlanabilir.

Özetle, şirketlerimizin Suriye pazarına olan yüksek ilgisi geleceğe dair umut vadederken, kısa ve orta vadeli beklentilerin daha rasyonel olmasında, sağlam adımlar atılmasına ve risk faktörlerinin her zaman göz önünde bulundurulmasında fayda bulunuyor."

 

Hasan Kocasoy

Eski Ticaret Müşaviri

PineZone Danışmanlık Kurucusu

 

 

 

https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7481216054036205568

 

BENZER HABERLER